Thursday, September 06, 2012

Sosyal medyayı devlet "denetimi" altına almak?

Twitter sansürü


Yazının sonunda, Alternatif Bilişim Derneği'nin konu ile ilgili açıklamasına da yer verilmiştir.


Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın kendisine bağlı olduğu Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, sosyal medyanın toplulukları gaza getirebildiğini ve bunun tehdit olduğunu, bu konuda tedbir alınması gerektiğini söyledi. Tam olarak ifadeler şöyle, kırpılmış olmasın:
"Gaziantep'te yaşadığımız bu terör olayı sonrasında sosyal medya çok etkindi. ‘İkinci bir patlama oldu’, filan dendi. Şu oldu. Bu oldu. Bir şayia yayıldı. BDP binası yakıldı gibi. Çok sıkıntılı durumlar. Tunus, Libya ve Mısır devrimini yapan sosyal medyadır. Bunlar, iletişim devrimidir. O yüzden orada belki hayırlı işe vesile oldular ama sosyal medya bazen büyük toplulukları gaza getirebiliyor ve yanlış yöne de yönlendirebiliyor. Bu bir tehdittir. Bunun tedbirlerinin alınması lazım. Zor, nasıl alınır, bilmem. Bunun aramızda konuşulması lazım."

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım

Daha sonra basında, bakanlığın konu hakkında düzenleme yapacağı haberleri yer aldı. Yapılacak düzenleme uyarınca Ulaştırma Bakanlığı, “toplumsal çatışma yaratabilecek”, “kamu güvenliğini tehdit edecek olağanüstü olaylarda”, sosyal medyaya müdahale edecek. Erişim, "anlık" ya da "saatlik" engellenecek.


Kusura bakmayın anlayamadık? Öncelikle şunu bir anlayalım, kime göre neye göre “toplumsal çatışma yaratabilecek”, “kamu güvenliğini tehdit edecek olağanüstü olaylar”?

İnternet sansürü konusunda sicilimiz kötü. "İnternet sansürü", "internete düşman ülkeler" dendiği an adımız Çin, Myanmar, İran, Malezya gibi ülkeler ile anılacak çok yakında. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül her ne kadar bu durumu sansür olarak tanımlamayıp kanunlardaki yetersizliğe dayandırsa da, bu durumdaki rahatsızlığını her fırsatta, Twitter'da da olmak üzere belirtiyor.

BTK her ne kadar bunu hassas bir dengede ve sansür olarak adlandıırlmasının önüne geçmeye çalışırsa çalışsın, devletin internete bu şekilde müdahalesi "sansür"dür. Bizdeki yetkililer, kurumlar bunu bir türlü anlamıyor. Devletin denetim altına alması gereken şey çocuk istismarı, şantaj, özel hayatı ihlâl (şantaj ve özel hayatı ihlâl konusunda; gizli çekim kasetlerin internete sızdırılması gibi olaylar) vb. konular ile sınırlı olmalı. Bunlar zaten Anayasa'da belirtiliyor.  Eğer "düşünce özgürlüğü", "anayasal korumada" ise, kişilerin anlık düşüncelerini paylaştığı yerler olan sosyal medya devlet "denetimi" altına alınmamalı. İnsanların düşüncelerini özgürce ifade etmesi ve bu düşünceleri mantıklı bulan kişilerin hak vermesi ile oluşan kitle, "ileri demokrasi" gibi bir kavramdan söz ediyorsak, tehdit olarak görülmemeli. Elbette ki "ileri demokrasi" ifadesinden yetkililerin, siyasilerin ne anladığına bağlı bu.

Alternatif Bilişim Derneği'nin konu ile ilgili açıklaması:

Sansürün bahanesi bu kez nefret söylemi

Yaygın medyayı çeşitli yollarla baskı altında tutan Hükümet, halkın tepkisini en rahat dile getirebildiği sosyal medyayı sansürleme derdinde. Bu kez sansüre gerekçe son dönemde artan nefret söylemi. Kamuoyunun bildiği gibi 20 bini aşkın sitenin engellenmesinin bahanesi çocuk ve aileyi korumaktı. Çıkarılan 5651 sayılı yasa ile youtube, wordpress, blogspot, googlesites gibi sitelerinde içerisinde olduğu binlerce siteye erişim engellendi. Şimdi de nefret söylemi bahanesiyle sosyal medyanın kontrol altına alınmasını girişimi ile karşı karşıyayız.
Kamuoyuna yansıyan haberlere göre Ulaştırma Bakanlığı başta Twitter ve Facebook olmak üzere sosyal medyaya, 'kamu güvenliğinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı' durumlarda anlık ya da saatlik olarak erişimi kısıtlamayı öngörüyor.

Nefret Söylemi teknik bir sorun değildir

Yakın zamanlarda sosyal medya ortamlarında artan ayrımcı, saldırgan ve nefret söylemi içeren kullanıcı türevli içeriklerin asıl nedeni veya kökeni, bizatihi gündelik yaşamdaki siyasetin ve kültürün hoşgörüsüz ve ayrımcı dilidir. Gündelik yaşamda sorunlar çözülmediği sürece, bu sorunların sosyal medya ortamlarına yansısının ve oradan yeniden dolaşıma sokulmasının önünün "erişim engeli", tabir-i caizse "sosyal medyanın fişinin çekilmesi" ile çözülmesi girişimi, gerçeklere perde çekmektir ve toplumsal-siyasal-kültürel ve ekonomik düzlemde "gerçek" sorun çözücülüğü yoktur.
Toplumumuzda ayrımcılığın, nefret söyleminin ve nefret linçlerinin çözümü için "barış" kültürünün tesisi gereklidir. Bunun yolu da her yaşta her düzeyde eğitimdir. Sosyal medya kullanımında farkındalık, bilinç ve "nefret söylemi", ani parlama üretmenin nelere yola açacağının kullanıcı düzeyinde öğrenilmesi ve öğretilmesi gereklidir. Teknik çözümler ile topluma ne "barış" ne de "birlik, dirlik ve kardeşlik" gelmez. Gerçekleri örtülmüş, gizlenmiş kamusal alanda "sanal barış ve birlik-dirlik" olduğu yanılgısı içinde, Godot'u bekleriz.

Sosyal medya hükümeti rahatsız ediyor

Geleneksel medyayı siyasi ve ekonomik zorla baskı altına almayı başaran hükümet, sosyal medyanın özgürlük ortamından oldukça rahatsız. Çünkü sosyal medyada gerçekler, geleneksel medyanın yanıltıcı prizmasından kırılarak değil, doğrudan kaynağından, yurttaşların twitlerinden ulaşıyor bizlere.
Ne nefret söyleminin ne çocuk pornosunun ne de diğer risklerin çözümü sansür değildir. İnternet toplumun aynasıdır. Nefreti önlemek istiyorsak barış için çaba göstermeliyiz. İnsanların dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet vb. aidiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramayacakları bir toplum yaratmak için çabalamalıyız. Ancak o zaman İnternet'e başka görüntüler yansıyabilir.
Bu girişim tek kelimeyle devlet sansürüdür. Sorunları çözmeyecek aksine katmerleştirecektir. Tüm yurttaşları kendi medyalarına; bilgiye ve habere dolaysız ulaşma hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Altenatif Bilişim Derneği
4 Eylül 2012

No comments:

Post a Comment